Ödipus, Kadın ve Aşk



 Freud Quotes‘tan birebir çevirmeye çalıştığım bu yazıda, psikanalizin bel kemiğini oluşturan 10 kavram kısaca anlatılıyor. Bu mini sözlük, psikanalize ilgi duyan, psikanalizi merak eden ve hatta bir gün divana uzanmak isteyen kişiler için güzel bir başlangıç okuması olabilir.

Psikanalitik Konseptler

AŞK


Aşk, iki insanı veya varlığı bir araya getiren ortak alan değildir. Aşk, iki varlık arasındaki tepkimedir ki kendilerine dürtüsel alanda var olan ama gerçekte asla olamayacak olan, imkansız görünsün. Aşk, başta imkansızı görünmez kılarak, eninde sonunda aşkın içindeki öznelere imkansızın var olduğunu gösterir.

BİLİM


Psikanaliz bir bilim değildir, ancak bilim olmamasının sebebi epistemolojik bir eksiklikten kaynaklanmaz. Psikanaliz, bilimin bilim olabilmesi için bilimin dışladığı ile uğraşır. Psikanaliz, mantığın dışında kalan için bir reformdur. Bir bakıma anlamın dışına açılan bir “sınır mantığı”dır, ve bilinçdışı, hatalar, sürçmeler, fantezi ve kişiye has semptomla uğraşır.

TEDAVİ


Psikanalitik tedavinin amacı adaptasyon, dengeyi tekrar sağlamak veyahut da özgüveni artırmak değildir. Freud bu amaçları narsisistik operasyonlar olarak değerlendirirdi ve kişinin kendine has hayat tecrübesinin bu tip amaçlara sahip bir tedavide göz ardı edileceğine inanırdı. Psikanalitik tedavide daha ziyade kişiyi ruhsal açıdan tüketen semptom ve engellerle uğraşıldıktan sonra, hepimizin içinde “hiç tedavi edilemeyen” ile nasıl yaşayacağımızı anlamak ve bunu kendisiyle uğraşabildiğimiz bir yaşantı biçimine dönüştürmek amaçlanır.

SÖYLEM


Psikanaliz, kişiye her şeyi söyletmek yerine, kişiyi her şeyi söylemeye teşvik ederek, kişinin hiç söylenemeyecek olanı veya imkansızı keşfetmesi için bahşedilmiş bir davettir. Analitik tedavide kişi başka tür bir sessizliği keşfeder.

ÖDİPUS


Ödipus, kişinin anne ve/veya babasıyla yaşadığı aşkı veya hayal kırıklığını anlatan Brezilya dizilerinden fırlamış bir hikaye değildir. Ödipus, kişinin dünyada olagelen hayatında, dilin etkisini anlatan (ve dil her zaman kişiden önce var olmuştur) tekil mitidir. Yani Ödipus, kişinin hayatı boyunca yaşatabileceği ve dillendireceği tüm taşkın sözler, özel isimler, arzular, dilekler, beklentiler, hüzünler, borçlar, suçlar ve ideallerdir ve bunlar kişi doğmadan önce belirlenmiştir. Ödip sayesinde, dillendirebilen kişi kendisinin isimsiz bir arzunun ürünü olmadığını anlayacak, ancak doğumunun alametinde, tam anlamlandırabileceği bir temel veya varoluşunun sebebini açıklayan bir işaret de bulamayacak.

GERÇEK


Gerçeklik bizi uyuturken, ismi olmayan Gerçek bizi o uykudan uyandırır ve bu gerçek her an bir volkan gibi, bir travma, kaygı atağı veya tekinsizin deneyimlenmesiyle patlayabilir. Kişi ise, rutinler, kontrolde olduğunu kurguladığı fanteziler, takıntılar ve hezeyanlar ile kendini bu patlamadan korur. Ancak kişi, bilinçdışı ile ilişkisini sahiplenirse, Gerçek’e bir saygınlık yükleyerek, onunla yüzleşebilir.

MODERNLİK


Bir bilim adamı olarak, Freud modern bir aydındı. Ancak psikanalitik tedavinin deneyiminde, Freud, kendisine zamanının ideallerini sorgulatan bir seri problemle karşılaştı. İlerleme ve gelişim ideallerine karşıt olarak, Freud, “dürtü tortusu” ve “tekrarlama zorlantısı” gibi fikirler ortaya attı. “Dürtü tortusu”nu, kişinin takılıp kaldığı ve üstesinden gelemediği bir dürtü birikimi olarak tanımladı. “Tekrarlama zorlantısı”nı ise hayatın farklı noktalarında benzer tecrübelerin farklı kılıklarda tekrar deneyimlenmesi olarak bahsetti. Benzer biçimde, kendini gerçekleştirme ve tamamlama fikirlerine karşıt olarak ise, modern insanın medeniyete karşı bitmek bilmeyen hoşnutsuzluğu fikrini getirdi.

KADIN


Freud, kadınlarla çalışması aracılığıyla bilinçdışının özüne dair hakikate ulaştı. Bu hakikat, bir sürpriz gibi su yüzüne çıktı ve tam söylenemedi ve evrensel bir tanıma uymadı. Bir bakıma psikanaliz, kişinin feminen sesiyle konuşmasının teoriye dökülmesidir. Bu teori yoluyla, “phallocentric” yani eril-merkezli diyebileceğimiz yaklaşımlar merkezi olmaz ve cinselliğin eril hiyerarşisi devrilir. Örneğin, heteroseksüellik cinsellik pratiklerinden sadece biri olur ve cinselliğin değerini belirleyen yegane yaklaşım olmaz.

DÜRTÜ


Dürtü, içgüdü değildir. Dürtü, “içgüdünün lanetlenmiş kısmı”dır. Dürtü dil ile hasta edilmiştir ve onunla tamamen değiştirilmiştir. İçgüdü nesnesinin ne olduğunu bilirken (örn. açlık-yemek), dürtü dengesiz ve bağımlılık yaratan nesnelere yönelir. Bu da onun otistik ve kafasız bir biçimde doyuma yöneldiğinin göstergesidir.

ÖZNE


Özne ne bilinçtir, ne yansımadır, ne de sadece egodur. Özne tedavi edilemez bir bölünmüşlüktür, kendisini arzuladıklarından belirleyen ilkel ve yapısal bir yarılmadır. Bilinç, yansıma ve ego başlangıçtan beri olan bir yaranın dikilmeye çalışılmasıdır; ve bu yara bilinçdışının öznesidir. Naziler tarafından “Yahudi bilimi”, Stalinistler tarafından “burjuva bilimi”, Anglo-Saksonlar tarafında kötülenmiş bir yaklaşım olarak, psikanalizve bu bölünmüşlük, Jacques Lacan sayesinde tekrar Avrupa ve Latin Amerika’ya geri getirildi.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar